İmanın özü: Kelime-i Tevhid

Lâ ilahe illallah Muhammed’ün Rasulullah / Allah’tan öteki ilah yoktur, Hz. Muhammed O’nun elçisidir.

Lafzen kısa bir cümle olmasına karşın, Allah’ın tekliğinin manifestosu olan kelime-i tevhid, özü itibariyle de derin bir manaya sahiptir. Kelime-i tevhid, İslam’a girişin birinci kaidesidir. İman bu cümle ile başlar ve bu cümlenin manasıyla birlikte zihnî ve kalbî bir süreç olarak devam eder.

Tevhide ulaşmanın yolu, insanın öncelikle sâhip olduğu yanlış inançlardan kurtulmasıdır. Kelime-i tevhidde “lâ” yani Allah’tan diğer tüm ilahların nehyedilmesi gerçek tevhide erişmenin birinci kaidesi olarak zikredilmiştir. Tüm ilahlardan kasıt nedir?

TEK İLAH ALLAH’TIR

Kulluk sözü; insanın yaratılış hedefine uygun hareket etmesi, yaratıcısının gönderdiği nizamla, onun diniyle amel etmesi kendisine ilahının istediği hayatı seçmesi ve bu çerçeveyi açmaması olarak tanımlanırken, kulun ibadetine mazhar olan her şeye de ilah ismi verilir. İşte “la ilahe illallah” lafzı ile bunların hak ile batıl olanları birbirinden ayrılmış, tek bir varlığın ilah olarak kabul edilmesi istenmiş, Allah’tan öbür tapınılanların hepsi inkar edilmiştir. Yani yalnızca “la ilahe illallah” diyerek, kulluk edilecek tek yaratıcının Allah olduğu tasdik edilmiş olur.

ALLAH DIŞINDAKİ HER ŞEY TAĞUTTUR

Kur’an’da Allah dışındaki bütün ilahlar “tağut” olarak nitelenir. Zümer mühleti 17. ayette “Tâğut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır” denirken, Nisa mühleti 76. ayette “İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler” buyurulur.

Bu iki ayetten tağut için şu mana çıkarılabilir: İnsanı direkt, hak yolundan ayıran, insanı yaratılışının gayesi olan kulluktan uzaklaştıran, Allah’ın buyruklarına uymaktan men edip, onun yerine düzmece öbür nizamlara çağıran canlı-cansız, maddi-manevi her şeydir.

İKİNCİSİ PEYGAMBERLERE İMAN

İnanç temellerini bildirim eden peygambere iman da Tevhid akidesinin bir kaidesidir. Gerçekten kelime-i tevhîdin ikinci kısmını “Muhammedun rasûlullah: Muhammed Allah’ın elçisidir” sözü teşkil eder. Kur’an-ı Kerîm’in de Allah’a imandan sonra sık sık hatırlattığı konu, Hz. Muhammed’in peygamberliğine imandır. Kur’an-ı Kerim’de farklı ayetlerde öbür iman asılları ise şu halde bildirilir; peygamberlere, kitaplara, meleklere, yazgıya ve âhiret gününe iman.

ÇOCUKLARINIZA ÖĞRETİN

Her Müslümanın üzerine hayatında en az bir sefer da olsa kelime-i tevhidi yahut bu manada olan kelime-i şehadeti söylemesi farzdır. Zira bu, insanın Müslüman olduğunun belirtisidir. Peygamber efendimiz, konuşmaya başlayan çocuklara kelime-i tevhidi öğretilmesini emrederek, “Çocuklarınız düzgün konuşmaya başladığı vakit onlara “lâ ilâhe ilallâh” demeyi öğretiniz” buyurmuştur.

ŞEFAATE MAZHAR OLMAK İÇİN

Yine birçok hadis bizlere kelime-i tevhidin değerini gösterir. Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber efendimizden çok hadis rivayet eden sahabelerin başında gelir. Kendisinden 5 bin 374 hadis rivayet edilmiştir. Müslüman olduktan sonra Rasûlullah’ın yanından hiç ayrılmamış, işittiği her kelamını, gördüğü her fiilini öğrenerek ümmete aktarmıştır. İşte bu büyük sahabe der ki: Bir gün Hz. Peygamber’e: “Yâ Rasûlellah, kıyamet gününde beşerler içerisinde senin şefaatine en fazla kim mazhar olacak?” diye sordum. Hz. Peygamber: Ey Ebû Hüreyre! Hadis öğrenmek için sende gördüğüm çok düşkünlükten ötürü bu hadisi senden önce kimsenin bana sormayacağını esasen iddia ediyordum. Kıyamet gününde beşerler içerisinde şefaatime en fazla mazhar olacak kimse, içinden halis olarak ‘Lâilâhe illallah’ diyendir” buyurdu.

Tevhide davetin kuvvetli yolları

Allâh Rasûlü’nün İslâm’ı bildiri uğrunda katlandığı ve sabırla karşıladığı zorluklarla ilgili Târık bin Abdullâh el-Muhâribî şu olayı anlatır: Rasûlullâh’ı Zülmecaz Panayırı’nda görmüştüm: “Ey insanlar! Lâ ilâhe illallâh deyiniz de kurtulunuz!” diye yüksek sesle hitâp ediyordu. Bir adam da elindeki taşla O’nu takip ediyor ve “Ey insanlar! Sakın O’na inanmayınız, itaat etmeyiniz. Zira O yalancıdır(!)” diyerek bağırıyordu. Attığı taşlarla Efendimiz’i ayak bileklerini kanatmıştı. Oradakilere: “Kimdir bu zat?” diye sordum. “Bu, Abdülmuttaliboğulları’ndan bir gençtir” dediler. “Ya O’nun arkasına düşüp taş atan kimdir?” diye sordum. “O da amcası Ebû Leheb’dir” dediler.